youtube, nihai akibet: Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 05.05.2008 tarih ve 2008/402 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI'nca engellenmiştir.
blogspot, akibet: T.C. Diyarbakır 1. Sulh Ceza Mahkemesi 20.10.2008 tarih ve 2008/2761 sayılı kararı gereği bu siteye erişim engellenmiştir. girdim bir kayıt, bakalım gene erişebilecek miyiz yarın, obür gün???
google.video.com, akibet: Ankara 1. Sulh Ceza Mahkemesi, 05.05.2008 tarih ve 2008/402 nolu kararı gereği bu siteye erişim TELEKOMÜNİKASYON İLETİŞİM BAŞKANLIĞI'nca engellenmiştir.
bir gün fişimizi tamamen çekecekler. ne telefon ne internet ne de elektrik. zaten yakıt da kalmayacak yakında. erişiminiz engellenmiştir yazacaklar kocaman sokaklara.
Tuesday, October 28, 2008
Tuesday, October 14, 2008
dondurma nasıl bir şey raziyenur?
dondurma nasıl bir şey raziyenur
yalana yalana yemek
tadına vara vara
bir elinde mendil her bir yalmadan sonra
dudağının yanlış yerini silen
bir gün nuru seçeceksin
raziyenur
nurun florasan ışığını
yalana yalana yemek
tadına vara vara
bir elinde mendil her bir yalmadan sonra
dudağının yanlış yerini silen
bir gün nuru seçeceksin
raziyenur
nurun florasan ışığını
my almost lover
sen portekizce gibisin
-bir gün öğreneceğim şu namussuz dili
böyle alçakça yapılmaz ki şarkı dediğin-
kırık deniz kabuklarından bir kolye gibi
kumsal sazlığı fıyzjşırtısı
ağızda kum gzyşjırtışzı
ve bir beyaz yakadan fırlayan
öpsem kızaran
mahcup yaramaz
bir kıta afrikasısın
-bir gün öğreneceğim şu namussuz dili
böyle alçakça yapılmaz ki şarkı dediğin-
kırık deniz kabuklarından bir kolye gibi
kumsal sazlığı fıyzjşırtısı
ağızda kum gzyşjırtışzı
ve bir beyaz yakadan fırlayan
öpsem kızaran
mahcup yaramaz
bir kıta afrikasısın
çok aktivist
daha da yazasım var ama biraz soluk almam vermem lazım. arada akıl defterimde şiirler yazırtılar birikmiş. birkaç birşey eklemezsem onlar orada kırklanır yeni akıl defterleri gelir. sanal akıl defterimde, kimse okumuyor olsa da, dursunlar, yazık çocuklara. çokaktivizm mi ona da sıra gelir... ben yine birşeylere dayanamam akarım. bu blog yazma işi de kendi kendime konuşmak gibi. akıl defterim taşıyor, durun ben, kendim ve diğer benler, geliyorlar.
Monday, April 21, 2008
Onpunto'dan alıntı:
"Şu gerçeği dile getirmekte sakınca görmüyorum ki; ben ülkemde tek başıma böyle bir yolculuğa çıkmayı asla göze alamazken bir yabancı buna nasıl cesaret edebilir.
Bu bir intihardır.
Pippa dünya iyiliği ve barışı için yola çıkmıştır ; ama kendisine haksızlık etmiştir.
İyi insanların , kötülerin tuzağına bu denli savunmasız bir şekilde kendilerini atmalarını ihtimalleri düşünmeden yok oluşa müsaade etmelerini, kötülerin kazanmasına izin vermelerini ,doğru ve mantıklı bulmuyorum.
Pippa’yı bu konuda gerçekten suçlu buluyorum.
Pippaların yok oluşuna izin vermemek uğruna bir kez daha
“ Savaşsız bir dünya istiyoruz.”
Arzuliden...."
uzuncadır yazmıyorum, çünkü eblek eblek bakmakla meşgulüm. bazen bana gözlerim bundan daha da fazla açılamaz dediğim oluyor ve gözlerim yırtılacak sanıyorum. oradan akacaklar sanki akmıyorlar. dumur durumu devam ediyor.
pippa geldi, barış elçisi, gelinlikli kadın sanatçı. tecavüz edildi, öldürüldü ve cenazesini hep birlikte gelin alayı gibi uğurladık. annesi bizi yaramazlık yapmış bir çocuk gibi bağışladı diye vicdanlarımız temiz; onu bir çocuğun utangaç edasıyla uğurladık. vicdanımızı bir daha bir daha temizledik. bir de ele güne rezil olduk, ne kadar da kirliyiz değil ama. açığa çıktı kirlilerimiz, ne güzel biz birbirimize tecavüz edip, kimimizi öldürüp, linç edip, katledip duruyorduk, ne lüzumu vardı elalemin duymasına, eyvah çok utandık, kötülüğünden, kirliliğinden değil... katilin yakalanmadan önce söylediği gibi "Tüh AB'ye rezil olduk, hangi şerefsiz yapmış acaba"... O şerefsizden bir tane varmışcasına rahatlattık içimizi, endişeye gerek yok, şerefsizin teki yapmış işte. sanki her gün bir kadın ölmüyor bu ülkede, kadınların üçte biri şiddete maruz kalmıyor. bunlarda bilinenler, paspasın altında daha neler var neler... yeter ki paspasın üstünde home sweet home yazsın. altındakini aman kimseler bilmesin.
yukarıdaki yazıyı gördüğümde tüylerim diken diken oldu. bunu yazan bir kadın. neredeyse oh olmuş çıkmasaymış yola barış elçiliği neyineymiş diyecek. yazının alıntılamadığım diğer kısımlarında annesine vasiyet bırakmasını (bu genç yaşında bir insan niye vasiyet bıraksınmış yoksa), annesinin ve kızkardeşinin bizim gibi sıcakkanlı olan (öyle sıcakkanlıyız ki sevgimizden öldürüp, tecavüz edip, linç etmeyi severiz) Italyanlardan olmasına rağmen olayı soğukkanlılıkla karşılamalarını, pippanın yapısını bilmediği bir toplumun her karış toprağını otostopla geçmeyi göze almaya ölümü göze almış birinin yapabileceğini savlayıp yukarıdaki sonuca varıyor. bu bir intihar! tüylerim devedikeni gibiler. beyinleri seda sayan programlarından, üçüncü sayfa haberlerinden, doğan grubundan, ahmet çakar ve bikinisinden, her yerde yarışma programı sunan eskininin kabzımalları günümüzün popüler futbol edebiyatı kahramanlarından sulanmış iyice. por por olmuş beyin, sünger gibi içine herşeyi çekmiş ama süzmeyi unutmuş. pippa barış için yola çıkmışmış, ama kendisine haksızlık etmişmiş ve kötülerin kazanmasına izin verdiği için de onu suçlu buluyormuş. bütün bu 'çok enteresan ve kendine has düşünceleri' (!) takiben de pippaların(!) ölerek hakkıyla teslim aldığı sempati ve acıyı birden sahiplenip, bu toplumsal empatiden nemalanma çabasıyla aykırı bulduğu düşüncelerinden olsa gerek çok önemli gerçekleri ifşa etmişti ya yazarımız
"Pippaların yok oluşuna izin vermemek uğruna bir kez daha
“ Savaşsız bir dünya istiyoruz.” " diyerek yazısını bitirmekten de hiç vicdanı sızlamamış. Siz bir yandan 15 yaşındaki bir çocuğun kollarının kırılmasını televizyonlarınızdan soğukkkanlılıkla izlemeye devam edin, yine onbeş yaşlarındaki başka çocukların kanlarıyla yaptıkları bayrak resmini gözleri yaşlı bir şekilde alan genelkurmay başkanını içlenerek izleyip hemen esas duruşa geçip on yıl marşını okumaya durun bir yandan da savaşsız bir dünya istiyor-muş gibi yapıp, mazlumun kurbanın yanınday-mış gibi davranıp alttan kurbanı suçlaya durun. niye oradaymış, pöh barış istiyormuş, haketmiş o zaman. hatta bildiğin aranmış canım, hoppa pippa. sen kalk İtalyalardan kadın halinle gel, bak hele bir de gelinlik giymiş alay ediyor bizle. oh olsun pippaya pippalara. onlara barış neymiş, sırtımızdan sopayı karnımızdan sıpayı eksik etmeyen milli gururumuz erkeklerimiz böyle gösterirler işte.
geçen gün bir arkadaşım "ilk kez Hrant Dink'in cenazesinde anladım, bunu pippayla bir kere daha algıladım, ben ancak ölülerle dayanışıyorum; derdini anlatabilmek için bu ülkede ölmen gerekiyor" dedi. görünen o ki bu da yetmiyor galiba. niye öyle demiş, niye oradaymış , eh ozaman haketmiş lerle vicdanları pürü pak herkesin. herkesin de değil galiba ki en şaşırtıcı eylem, tepki erkeklerden geldi:BIZ ERKEK DEGILIZ!
"Yasamakta oldugumuz bircok olay, ucuncu sayfa ulkesindeymisiz hissi uyandiriyor.Pippa Bacca'nin korkunc olumu ikiyuzlulugumuzle yuzlesme firsativerebilir belki. Kadinlara yonelik baskilar ve saldirilarin sIkliklayasandigi bir ulkedeyiz. Pippa T.C. devleti vatandasi olsaydi, buyuk ihtimalle, ucuncu sayfa haberi olarak kalacakti bu olay. 'Ele gune rezil olduk' kaygisiyla verilen demeclerin, yapilan haberlerin hertarafinda ikiyuzluluk akiyor.Bu ulkede kadinlar yogun bir sekilde siddete ve saldiriya maruzkaliyor, olduruluyor ve buna bircok kisve bulunuyor.Biz bu kisveleri reddeden erkekler olarak, tepkimizi gostermek icinbir yuruyus/gosteri yapacagiz.'Tecavuz etmek erkeklikse BIZ ERKEK DEGILIZ!''Namus bekciligi yapmak erkeklikse BIZ ERKEK DEGILIZ!''Oldurmek erkeklikse BIZ ERKEK DEGILIZ!''Homofobik olmak erkeklikse BIZ ERKEK DEGILIZ!'diyecegiz ve kara duvaklar takip yuruyecegiz. Yanliz degiliz; kadinlarda bizimle olacak.Ucuncu sayfa ulkesinde yasamak istemiyoruz!KARA DUVAKLI ERKEKLER. Bulusma yeri: Galatasay Lisesi ile Yapi Kredi Bankasi arasindaki heykelin onu Zaman: 19 Nisan CumartesiSaat : 17.45"
bunu gördüğümüzde hepimiz bir şaşaladık. bütün kadın meselelerine duyarlı, şiddete karşı duran, mücadele eden kadınlar yani, yukarıdaki gibi pippaya dersini verediği için tecavüzcü katilin neredeyse gözleri yaşlı elini sıkacaklardan değil.
ben gidemedim yürüyüşe, gene erkeklerden çok kadınlar varmış. olsun "kadınlar vardır, kadınlar her yerde".
"Şu gerçeği dile getirmekte sakınca görmüyorum ki; ben ülkemde tek başıma böyle bir yolculuğa çıkmayı asla göze alamazken bir yabancı buna nasıl cesaret edebilir.
Bu bir intihardır.
Pippa dünya iyiliği ve barışı için yola çıkmıştır ; ama kendisine haksızlık etmiştir.
İyi insanların , kötülerin tuzağına bu denli savunmasız bir şekilde kendilerini atmalarını ihtimalleri düşünmeden yok oluşa müsaade etmelerini, kötülerin kazanmasına izin vermelerini ,doğru ve mantıklı bulmuyorum.
Pippa’yı bu konuda gerçekten suçlu buluyorum.
Pippaların yok oluşuna izin vermemek uğruna bir kez daha
“ Savaşsız bir dünya istiyoruz.”
Arzuliden...."
uzuncadır yazmıyorum, çünkü eblek eblek bakmakla meşgulüm. bazen bana gözlerim bundan daha da fazla açılamaz dediğim oluyor ve gözlerim yırtılacak sanıyorum. oradan akacaklar sanki akmıyorlar. dumur durumu devam ediyor.
pippa geldi, barış elçisi, gelinlikli kadın sanatçı. tecavüz edildi, öldürüldü ve cenazesini hep birlikte gelin alayı gibi uğurladık. annesi bizi yaramazlık yapmış bir çocuk gibi bağışladı diye vicdanlarımız temiz; onu bir çocuğun utangaç edasıyla uğurladık. vicdanımızı bir daha bir daha temizledik. bir de ele güne rezil olduk, ne kadar da kirliyiz değil ama. açığa çıktı kirlilerimiz, ne güzel biz birbirimize tecavüz edip, kimimizi öldürüp, linç edip, katledip duruyorduk, ne lüzumu vardı elalemin duymasına, eyvah çok utandık, kötülüğünden, kirliliğinden değil... katilin yakalanmadan önce söylediği gibi "Tüh AB'ye rezil olduk, hangi şerefsiz yapmış acaba"... O şerefsizden bir tane varmışcasına rahatlattık içimizi, endişeye gerek yok, şerefsizin teki yapmış işte. sanki her gün bir kadın ölmüyor bu ülkede, kadınların üçte biri şiddete maruz kalmıyor. bunlarda bilinenler, paspasın altında daha neler var neler... yeter ki paspasın üstünde home sweet home yazsın. altındakini aman kimseler bilmesin.
yukarıdaki yazıyı gördüğümde tüylerim diken diken oldu. bunu yazan bir kadın. neredeyse oh olmuş çıkmasaymış yola barış elçiliği neyineymiş diyecek. yazının alıntılamadığım diğer kısımlarında annesine vasiyet bırakmasını (bu genç yaşında bir insan niye vasiyet bıraksınmış yoksa), annesinin ve kızkardeşinin bizim gibi sıcakkanlı olan (öyle sıcakkanlıyız ki sevgimizden öldürüp, tecavüz edip, linç etmeyi severiz) Italyanlardan olmasına rağmen olayı soğukkanlılıkla karşılamalarını, pippanın yapısını bilmediği bir toplumun her karış toprağını otostopla geçmeyi göze almaya ölümü göze almış birinin yapabileceğini savlayıp yukarıdaki sonuca varıyor. bu bir intihar! tüylerim devedikeni gibiler. beyinleri seda sayan programlarından, üçüncü sayfa haberlerinden, doğan grubundan, ahmet çakar ve bikinisinden, her yerde yarışma programı sunan eskininin kabzımalları günümüzün popüler futbol edebiyatı kahramanlarından sulanmış iyice. por por olmuş beyin, sünger gibi içine herşeyi çekmiş ama süzmeyi unutmuş. pippa barış için yola çıkmışmış, ama kendisine haksızlık etmişmiş ve kötülerin kazanmasına izin verdiği için de onu suçlu buluyormuş. bütün bu 'çok enteresan ve kendine has düşünceleri' (!) takiben de pippaların(!) ölerek hakkıyla teslim aldığı sempati ve acıyı birden sahiplenip, bu toplumsal empatiden nemalanma çabasıyla aykırı bulduğu düşüncelerinden olsa gerek çok önemli gerçekleri ifşa etmişti ya yazarımız
"Pippaların yok oluşuna izin vermemek uğruna bir kez daha
“ Savaşsız bir dünya istiyoruz.” " diyerek yazısını bitirmekten de hiç vicdanı sızlamamış. Siz bir yandan 15 yaşındaki bir çocuğun kollarının kırılmasını televizyonlarınızdan soğukkkanlılıkla izlemeye devam edin, yine onbeş yaşlarındaki başka çocukların kanlarıyla yaptıkları bayrak resmini gözleri yaşlı bir şekilde alan genelkurmay başkanını içlenerek izleyip hemen esas duruşa geçip on yıl marşını okumaya durun bir yandan da savaşsız bir dünya istiyor-muş gibi yapıp, mazlumun kurbanın yanınday-mış gibi davranıp alttan kurbanı suçlaya durun. niye oradaymış, pöh barış istiyormuş, haketmiş o zaman. hatta bildiğin aranmış canım, hoppa pippa. sen kalk İtalyalardan kadın halinle gel, bak hele bir de gelinlik giymiş alay ediyor bizle. oh olsun pippaya pippalara. onlara barış neymiş, sırtımızdan sopayı karnımızdan sıpayı eksik etmeyen milli gururumuz erkeklerimiz böyle gösterirler işte.
geçen gün bir arkadaşım "ilk kez Hrant Dink'in cenazesinde anladım, bunu pippayla bir kere daha algıladım, ben ancak ölülerle dayanışıyorum; derdini anlatabilmek için bu ülkede ölmen gerekiyor" dedi. görünen o ki bu da yetmiyor galiba. niye öyle demiş, niye oradaymış , eh ozaman haketmiş lerle vicdanları pürü pak herkesin. herkesin de değil galiba ki en şaşırtıcı eylem, tepki erkeklerden geldi:BIZ ERKEK DEGILIZ!
"Yasamakta oldugumuz bircok olay, ucuncu sayfa ulkesindeymisiz hissi uyandiriyor.Pippa Bacca'nin korkunc olumu ikiyuzlulugumuzle yuzlesme firsativerebilir belki. Kadinlara yonelik baskilar ve saldirilarin sIkliklayasandigi bir ulkedeyiz. Pippa T.C. devleti vatandasi olsaydi, buyuk ihtimalle, ucuncu sayfa haberi olarak kalacakti bu olay. 'Ele gune rezil olduk' kaygisiyla verilen demeclerin, yapilan haberlerin hertarafinda ikiyuzluluk akiyor.Bu ulkede kadinlar yogun bir sekilde siddete ve saldiriya maruzkaliyor, olduruluyor ve buna bircok kisve bulunuyor.Biz bu kisveleri reddeden erkekler olarak, tepkimizi gostermek icinbir yuruyus/gosteri yapacagiz.'Tecavuz etmek erkeklikse BIZ ERKEK DEGILIZ!''Namus bekciligi yapmak erkeklikse BIZ ERKEK DEGILIZ!''Oldurmek erkeklikse BIZ ERKEK DEGILIZ!''Homofobik olmak erkeklikse BIZ ERKEK DEGILIZ!'diyecegiz ve kara duvaklar takip yuruyecegiz. Yanliz degiliz; kadinlarda bizimle olacak.Ucuncu sayfa ulkesinde yasamak istemiyoruz!KARA DUVAKLI ERKEKLER. Bulusma yeri: Galatasay Lisesi ile Yapi Kredi Bankasi arasindaki heykelin onu Zaman: 19 Nisan CumartesiSaat : 17.45"
bunu gördüğümüzde hepimiz bir şaşaladık. bütün kadın meselelerine duyarlı, şiddete karşı duran, mücadele eden kadınlar yani, yukarıdaki gibi pippaya dersini verediği için tecavüzcü katilin neredeyse gözleri yaşlı elini sıkacaklardan değil.
ben gidemedim yürüyüşe, gene erkeklerden çok kadınlar varmış. olsun "kadınlar vardır, kadınlar her yerde".
Monday, October 15, 2007
feyzbuka kafam bozuk 2
kendimi bildim bileli popüler olan bir şeye karşı durdum. ha bunun da popüler bir tutum olduğu ya da olacağı söylenebilir tabi. benimki kişisel bir şey, bir nevi uyuzluk. kaç kitabı okumadım, kaç filmi seyretmedim popüler diye. bazen uslu uslu popülerlikleri geçsin diye bekledim, bazılarıyla geçtikten sonra bile ilgilenmek içimden gelmedi. sırf popüler oldular diye yargısız isyan eyledim. derken bir gün yargısız insaf edesim geldi. dedim kendi kendime: popüler olmaları onların suçu değil yazık onlara, içlerinde iyi olanlar olamaz mı bu popülerleştirme tanrısı kurbanlarından. artık delikanlı fikri sabitlerim olmasa da popülerleşen daha doğrusu popülerleşeceği baştan belli ürünler, alınsın satılsın diye azıcık seks, azıcık ucuz politika, azıcık ucuz mizah katılmış yamalı bohça ve karbon kopya şeyler beni içine alamadı gene. ama tabi bir yere kadar.
yeni şeyler, uzun süredir haber alamadığım arkadaşlarla yeniden karşılaşma heyecanları, neymiş, ha burasında da bu varmış diye bakarken bir de baktım feyzbuka iyiden iyiye kaptırmışım. bir sürü selebriti de üyeymiş meğer, yüzyılın mesleği, herkes az ÇOK ün peşinde. televizyon programlarında bundan konuşuluyor, gazetelerde hafta sonu eklerinde feyzbuk konuşuluyor, 23 yaşındaki mucidinin multimilyarder olması sözkonusu, eğer Microsoft'a satarsa facebook'u. kendince bir alt kültürler cemiyetleri de oluşuyor bir yandan. kazdağında altın madeni olmasın diye bir gruba üye olmaya kalkıyorum, üyeler maşallah seçkinler listesi hep aynı isimler sahnede bennu geredeler, şehnaz çakıralpler. tanımadığım insanlardan mesajlar da almaya başladım, ben de bir "face" mi oldum, yoksa face book da benzerleri çok seks partneri bulma sitelerinden biri mi idi ya da oldu? bu facelerin fake'i de varmış üstelik, ünlülerin isimleri ve fotoğraflarıyla üye olanlar. off... herşeyin böyle suyunu çıkarma ülke insanına has bir fatalite mi yoksa "beynelmilel bir şey işte" mi?
şeytan diyor çık şu facebookdan bu kadar popülerlik bana fazla, sağdan soldan bana darallar geliyor ama şu envai çeşit yerde yaşayan arkadaşlarımla biricik iletişim kurma vazifesi nedeniyle kıyamıyorum da silmeye facebook üyeliğimi, sanki başka yol yok iletişime o da ayrı... iletişim ve bilgi çağı dediğimiz nanenin içindeyiz ve kollarımızı kavuşturmuş seyrediyoruz herşeyin bizi biraz daha montofonlaştırmasına. makineyle bir simbiyoz yaşam sürdürüyorum ve lanet olası şeyler bilgisayarım ve "internete inanmıyorum ama bir güç var" yeni tanrı sanrısı kapris yaptığında herşeyim alt üst, iş güç, yaşam...
bir kaç arkadaşım facebooka üyeliğini sildi bile; bu gösteri çağından, herkesin herşeyini pazara çıkarmasındaki rahatlığından rahatsızlık duyup, bir yandan da püskürtülmüş amerikan öcüsü "looser" addedilmeyi göze alıp. facebook'a üye olmamak kaybedenlere dahil olmak gibi bir şey, nasılsa herkes orada değil mi. üye 30.000 türkten illaki arkadaşınız vardır yoksa da edinirsiniz.
kendinizi ne kadar ters yüz ederseniz, içiniz ne kadar dışınız olursa gösterdiğiniz kadar kıymet edip o kadar winner olunan bir dünyada siz de bir face'e dönüştünüz, bir sanal sandıral alter egonuz daha oldu hayırlısı olsun. vitrindeki binlerce yüzden biri daha, iyice allayıp pullayın belki alanınız çıkar.
yeni şeyler, uzun süredir haber alamadığım arkadaşlarla yeniden karşılaşma heyecanları, neymiş, ha burasında da bu varmış diye bakarken bir de baktım feyzbuka iyiden iyiye kaptırmışım. bir sürü selebriti de üyeymiş meğer, yüzyılın mesleği, herkes az ÇOK ün peşinde. televizyon programlarında bundan konuşuluyor, gazetelerde hafta sonu eklerinde feyzbuk konuşuluyor, 23 yaşındaki mucidinin multimilyarder olması sözkonusu, eğer Microsoft'a satarsa facebook'u. kendince bir alt kültürler cemiyetleri de oluşuyor bir yandan. kazdağında altın madeni olmasın diye bir gruba üye olmaya kalkıyorum, üyeler maşallah seçkinler listesi hep aynı isimler sahnede bennu geredeler, şehnaz çakıralpler. tanımadığım insanlardan mesajlar da almaya başladım, ben de bir "face" mi oldum, yoksa face book da benzerleri çok seks partneri bulma sitelerinden biri mi idi ya da oldu? bu facelerin fake'i de varmış üstelik, ünlülerin isimleri ve fotoğraflarıyla üye olanlar. off... herşeyin böyle suyunu çıkarma ülke insanına has bir fatalite mi yoksa "beynelmilel bir şey işte" mi?
şeytan diyor çık şu facebookdan bu kadar popülerlik bana fazla, sağdan soldan bana darallar geliyor ama şu envai çeşit yerde yaşayan arkadaşlarımla biricik iletişim kurma vazifesi nedeniyle kıyamıyorum da silmeye facebook üyeliğimi, sanki başka yol yok iletişime o da ayrı... iletişim ve bilgi çağı dediğimiz nanenin içindeyiz ve kollarımızı kavuşturmuş seyrediyoruz herşeyin bizi biraz daha montofonlaştırmasına. makineyle bir simbiyoz yaşam sürdürüyorum ve lanet olası şeyler bilgisayarım ve "internete inanmıyorum ama bir güç var" yeni tanrı sanrısı kapris yaptığında herşeyim alt üst, iş güç, yaşam...
bir kaç arkadaşım facebooka üyeliğini sildi bile; bu gösteri çağından, herkesin herşeyini pazara çıkarmasındaki rahatlığından rahatsızlık duyup, bir yandan da püskürtülmüş amerikan öcüsü "looser" addedilmeyi göze alıp. facebook'a üye olmamak kaybedenlere dahil olmak gibi bir şey, nasılsa herkes orada değil mi. üye 30.000 türkten illaki arkadaşınız vardır yoksa da edinirsiniz.
kendinizi ne kadar ters yüz ederseniz, içiniz ne kadar dışınız olursa gösterdiğiniz kadar kıymet edip o kadar winner olunan bir dünyada siz de bir face'e dönüştünüz, bir sanal sandıral alter egonuz daha oldu hayırlısı olsun. vitrindeki binlerce yüzden biri daha, iyice allayıp pullayın belki alanınız çıkar.
Wednesday, September 26, 2007
ağdacı kadın iktidarı
ağdacı kadınlar ve ağda yaptırmaya giden kadınlar arasında bir iktidar ilişkisi var. ağdacılar, bir yandan maharetli elleriyle ağdayı ve sizi ağda denilen bir nevi kadın dini ritüeline hazırlarken bir yandan da dilleriyle de ağda yaparlar. istediğiniz kadar okumuş olun, kariyer kadını olun vs vs ağdacı kadının karşısında her kadın eşittir, kıllı bir yumak. ağdacı diliyle sizin bütün kendinize olan güveninizi yerle bir eder. kıllı yerlerinize şöyle bir bakıp hemen de ve illa ki gördüğünü beğenmeyip şüpheci, yargılayıcı ve ciddi surat yaparak o meşum soruyu sorar, jilet mi vurdun sen bunlara? ve hayır inandırıcı bir cevap değildir hiçbir zaman. gider gelir aynı soruyu yinelerler iş sürerken, yok yok sen kesin jilet vurmuşsun. bir batık bulduğunda, suç mahallinde kanıt bulan cinayet masası dedektifi gibi yüzleri erince boğulur. akabinde ustaların yüzünde görülen çok zor bir iş ama yapacağız benden başkası da beceremez bakışı.
makineyle almak ya da tüy dökücü krem kulanmak da aynı şiddetten nasibini alır. jilet vurmak tammüden adam öldürmek ise makine ya da tüy dökücü krem öldürmeye teşebbüstür, aynı cezayı haketmişsinizdir. biteviye söylenir de söylenir ağdacı, kendi varlığını sürdürmesi gerekir elbet. siz kendi kendinize bu işi yapamayan bir beceriksizseniz eğer ona muhtaçsınız. her yerde kıllarınızı gören gözler var sanki, gerçekten yoksalar da yerleştirirsiniz ya da birileri yerleştirir: anneniz ablanız arkadaşlarınız diğer işbilir kadınlar. ağdacının eline bu vaziyette düştüyseniz ki başka şekile düşme imkanı var mı bilmiyorum, başınıza geleni çekeceksiniz. çünkü hattı zatında gayet savunmasız bir şekilde elinde silahlarıyla bez ve ağda bir amazonun karşısındasınızdır. ağdanın faydalarından başlar söylevine ağdacı kadın, kılları azalttığından, düzenli ağdanın batık yapmadığından. yüzyılların kadın kültü önünüze yığılıverir; temizlik, estetik, kendini erkeğe hazırlama, kadın olma yani kılsız olma erkin sembolü kıldan arınma.
şu batık konusuna gelince, ağda bitince cımbızla tek tek deriyi yararak çıkartılan ve çekilerek alınan kıllar. batık ağdacının ihmal edilmiş iktidarının isyancısıdır ve iktidarını sürdürebilmesinin koşulu, bir nevi öcü.
paket denen bir şey var, malum bölgedeki kılların topyekün imhası. kanuni mecburiyet sanki. bikini izi istiyorum dersin, pazarlık başlar, aaa öyle olur mu hiç, ayıp. sevgilin var mı? onun böyle mi hoşuna gidiyor? ayy çok çirkin, nasıl içi alıyor adamın, şöyle tertemiz alsa ne var sanki? temiz burada anahtar kelime oluyor, en ufak bir hijyen derdiniz varsa siz de nerdeyse ağdacıyla işbirlikçi olacaksınız. biraz alır beğenmez, bu da yeni moda mı der. hadi biraz daha biraz daha derken bakarsın kuşa dönmüşsün ya da son mohikana, savaşa gidiyorsun sanki.
ağdacıyla paylaşılacak tek ortak payda vardır. bir sonuca varmayan kendini tekrar eden kadınların şikayet etme ama düzeni sürdürmeye devam etme dürtüleriyle ve sessizce nihayetlenen kadın olmak ne zor konusu. biz kendimizi onlar için hazırlıyoruz da onlar kendilerine bakıyorlar mı sorusu. bütün o kıllı, göbekli, kel, ter kokan karısının yanına böyle yanaşan erkek yığını. her yaştan, eğitimden kadın böyle sunulduğunda erkeklerin kendilerine aynı derecede özen göstermedikleri konusunda hemfikirdir de bu kadın kültü, bu kadını erkinden arındırma geleneği böylece sürer gider. kıllarınızı gören gözler de sizi ve kıllarınızın durumunu izlemeye devam ederler.
makineyle almak ya da tüy dökücü krem kulanmak da aynı şiddetten nasibini alır. jilet vurmak tammüden adam öldürmek ise makine ya da tüy dökücü krem öldürmeye teşebbüstür, aynı cezayı haketmişsinizdir. biteviye söylenir de söylenir ağdacı, kendi varlığını sürdürmesi gerekir elbet. siz kendi kendinize bu işi yapamayan bir beceriksizseniz eğer ona muhtaçsınız. her yerde kıllarınızı gören gözler var sanki, gerçekten yoksalar da yerleştirirsiniz ya da birileri yerleştirir: anneniz ablanız arkadaşlarınız diğer işbilir kadınlar. ağdacının eline bu vaziyette düştüyseniz ki başka şekile düşme imkanı var mı bilmiyorum, başınıza geleni çekeceksiniz. çünkü hattı zatında gayet savunmasız bir şekilde elinde silahlarıyla bez ve ağda bir amazonun karşısındasınızdır. ağdanın faydalarından başlar söylevine ağdacı kadın, kılları azalttığından, düzenli ağdanın batık yapmadığından. yüzyılların kadın kültü önünüze yığılıverir; temizlik, estetik, kendini erkeğe hazırlama, kadın olma yani kılsız olma erkin sembolü kıldan arınma.
şu batık konusuna gelince, ağda bitince cımbızla tek tek deriyi yararak çıkartılan ve çekilerek alınan kıllar. batık ağdacının ihmal edilmiş iktidarının isyancısıdır ve iktidarını sürdürebilmesinin koşulu, bir nevi öcü.
paket denen bir şey var, malum bölgedeki kılların topyekün imhası. kanuni mecburiyet sanki. bikini izi istiyorum dersin, pazarlık başlar, aaa öyle olur mu hiç, ayıp. sevgilin var mı? onun böyle mi hoşuna gidiyor? ayy çok çirkin, nasıl içi alıyor adamın, şöyle tertemiz alsa ne var sanki? temiz burada anahtar kelime oluyor, en ufak bir hijyen derdiniz varsa siz de nerdeyse ağdacıyla işbirlikçi olacaksınız. biraz alır beğenmez, bu da yeni moda mı der. hadi biraz daha biraz daha derken bakarsın kuşa dönmüşsün ya da son mohikana, savaşa gidiyorsun sanki.
ağdacıyla paylaşılacak tek ortak payda vardır. bir sonuca varmayan kendini tekrar eden kadınların şikayet etme ama düzeni sürdürmeye devam etme dürtüleriyle ve sessizce nihayetlenen kadın olmak ne zor konusu. biz kendimizi onlar için hazırlıyoruz da onlar kendilerine bakıyorlar mı sorusu. bütün o kıllı, göbekli, kel, ter kokan karısının yanına böyle yanaşan erkek yığını. her yaştan, eğitimden kadın böyle sunulduğunda erkeklerin kendilerine aynı derecede özen göstermedikleri konusunda hemfikirdir de bu kadın kültü, bu kadını erkinden arındırma geleneği böylece sürer gider. kıllarınızı gören gözler de sizi ve kıllarınızın durumunu izlemeye devam ederler.
Subscribe to:
Posts (Atom)