kendimi bildim bileli popüler olan bir şeye karşı durdum. ha bunun da popüler bir tutum olduğu ya da olacağı söylenebilir tabi. benimki kişisel bir şey, bir nevi uyuzluk. kaç kitabı okumadım, kaç filmi seyretmedim popüler diye. bazen uslu uslu popülerlikleri geçsin diye bekledim, bazılarıyla geçtikten sonra bile ilgilenmek içimden gelmedi. sırf popüler oldular diye yargısız isyan eyledim. derken bir gün yargısız insaf edesim geldi. dedim kendi kendime: popüler olmaları onların suçu değil yazık onlara, içlerinde iyi olanlar olamaz mı bu popülerleştirme tanrısı kurbanlarından. artık delikanlı fikri sabitlerim olmasa da popülerleşen daha doğrusu popülerleşeceği baştan belli ürünler, alınsın satılsın diye azıcık seks, azıcık ucuz politika, azıcık ucuz mizah katılmış yamalı bohça ve karbon kopya şeyler beni içine alamadı gene. ama tabi bir yere kadar.
yeni şeyler, uzun süredir haber alamadığım arkadaşlarla yeniden karşılaşma heyecanları, neymiş, ha burasında da bu varmış diye bakarken bir de baktım feyzbuka iyiden iyiye kaptırmışım. bir sürü selebriti de üyeymiş meğer, yüzyılın mesleği, herkes az ÇOK ün peşinde. televizyon programlarında bundan konuşuluyor, gazetelerde hafta sonu eklerinde feyzbuk konuşuluyor, 23 yaşındaki mucidinin multimilyarder olması sözkonusu, eğer Microsoft'a satarsa facebook'u. kendince bir alt kültürler cemiyetleri de oluşuyor bir yandan. kazdağında altın madeni olmasın diye bir gruba üye olmaya kalkıyorum, üyeler maşallah seçkinler listesi hep aynı isimler sahnede bennu geredeler, şehnaz çakıralpler. tanımadığım insanlardan mesajlar da almaya başladım, ben de bir "face" mi oldum, yoksa face book da benzerleri çok seks partneri bulma sitelerinden biri mi idi ya da oldu? bu facelerin fake'i de varmış üstelik, ünlülerin isimleri ve fotoğraflarıyla üye olanlar. off... herşeyin böyle suyunu çıkarma ülke insanına has bir fatalite mi yoksa "beynelmilel bir şey işte" mi?
şeytan diyor çık şu facebookdan bu kadar popülerlik bana fazla, sağdan soldan bana darallar geliyor ama şu envai çeşit yerde yaşayan arkadaşlarımla biricik iletişim kurma vazifesi nedeniyle kıyamıyorum da silmeye facebook üyeliğimi, sanki başka yol yok iletişime o da ayrı... iletişim ve bilgi çağı dediğimiz nanenin içindeyiz ve kollarımızı kavuşturmuş seyrediyoruz herşeyin bizi biraz daha montofonlaştırmasına. makineyle bir simbiyoz yaşam sürdürüyorum ve lanet olası şeyler bilgisayarım ve "internete inanmıyorum ama bir güç var" yeni tanrı sanrısı kapris yaptığında herşeyim alt üst, iş güç, yaşam...
bir kaç arkadaşım facebooka üyeliğini sildi bile; bu gösteri çağından, herkesin herşeyini pazara çıkarmasındaki rahatlığından rahatsızlık duyup, bir yandan da püskürtülmüş amerikan öcüsü "looser" addedilmeyi göze alıp. facebook'a üye olmamak kaybedenlere dahil olmak gibi bir şey, nasılsa herkes orada değil mi. üye 30.000 türkten illaki arkadaşınız vardır yoksa da edinirsiniz.
kendinizi ne kadar ters yüz ederseniz, içiniz ne kadar dışınız olursa gösterdiğiniz kadar kıymet edip o kadar winner olunan bir dünyada siz de bir face'e dönüştünüz, bir sanal sandıral alter egonuz daha oldu hayırlısı olsun. vitrindeki binlerce yüzden biri daha, iyice allayıp pullayın belki alanınız çıkar.
Showing posts with label facebook. Show all posts
Showing posts with label facebook. Show all posts
Monday, October 15, 2007
Tuesday, September 25, 2007
feyzbuka kafam bozuk
Bir gün herkesin bir face book üyeliği olacak.
Allah beni ısırdılar, happy hour daveti aldım, aaa oktober fest, beni bir fotoğrafta tag etmişler hmmm derken face booka üye arkadaşlarımla oluşturduğumuz bir jargon da oluştu mini mini.
Aslında daha önceden buna benzer bir deneyimi sosyomatta yaşamıştım, yani bir süre eğlenirken. Çiftleşmeye gelmiş kütlelerin arasında söz uçar yazı baki kalır deyu kendimi avutmuşum yazan arkadaşlarla eğlenirken, bir gün internete inanmıyorum ama bir güç var misali yazılarım bir anda uç-urul-ana kadar. Herkes de bunun alimi, uzmanı sanki, aaa kopyasını almadın mı cık cık. Burada yazmak suya yazmak gibi, biri bir gün gelip o suyu karıştırabilir, bulandırabilir. Elinizden de bir şey gelmez, Big Brother çoktan hükmü vermiş, devir onların devri, yaşasın sanal diktalar.
Artık diş çıkaran her çocuk şunu sorgulayabilir sanıyorum, facebook mu alsam my space mi? Ya da hepsi birden, hiçbir şeyi kaçırmamalı insan değil mi?
Facebook şu anda my space'i sollamış durumda. Değeri 16 milyar dolar, Microsoft'un Facebook'u alacağı söyleniyor. Demek ki değeri daha da katlanacak. Biz eğlenirken birileri de fena halde nemalanıyor, yaşasın kapitalizm ve eğlencelikleri.
Bazı beyin göçü edip dönüp herşeyi ben belletirim diyen yeni dönem Türk aydınları facebook'u inanç turizmine benzetseler de bütün bu eğlenceli yanlarına rağmen tamamiyle tüketme üzerine kurulu, adı sosyalleşme ağı. Ha, uzun süredir haber almadığınız, aynı şehirde ya da aynı ülkede bile bulunmadığınız ne kadar seçilmiş insan varsa bulup seviniyorsunuz ama bu yanlızlaşmanızı gidermiyor. Orada da bir kimliğiniz var, sınırılı sayıda "public" ile paylaştığınız. Ha tabi İngilizce bilmeniz gerekiyor. Bu da sizi direkt diğer insanlardan ayırıyor.
Ben tekniğinden anlamam, ama bazı uygulamaların asıl geliştiren ekipten farklı insanların yapıyor oluşu, bu kadar çeşit çeşit, farklı uygulamalar (application) göz almaca, gönül çalmaca yapıyor facebook'a galiba. Sistem hep aynı işliyor aynı anda bir çok kişiye davetiye gönderiyorsun, neymiş bu diye baktığın application denen şeyi, virüs gibi dağıtıyorsun .
Facebook şehir insan evladının merak, hırs, tüketim ve statü dertlerinden beslenen sanal bir oyuncak. Ve insanın çok vaktini alıyor. İlk başlarda bağımlılık yaratan bir etkisi var. Teknik sorunları çok. Ama en önemlisi, henüz bir big brother'a rastlamadım. Yaşasın kökleşmiş kapitalizmin liberal kolları.
Allah beni ısırdılar, happy hour daveti aldım, aaa oktober fest, beni bir fotoğrafta tag etmişler hmmm derken face booka üye arkadaşlarımla oluşturduğumuz bir jargon da oluştu mini mini.
Aslında daha önceden buna benzer bir deneyimi sosyomatta yaşamıştım, yani bir süre eğlenirken. Çiftleşmeye gelmiş kütlelerin arasında söz uçar yazı baki kalır deyu kendimi avutmuşum yazan arkadaşlarla eğlenirken, bir gün internete inanmıyorum ama bir güç var misali yazılarım bir anda uç-urul-ana kadar. Herkes de bunun alimi, uzmanı sanki, aaa kopyasını almadın mı cık cık. Burada yazmak suya yazmak gibi, biri bir gün gelip o suyu karıştırabilir, bulandırabilir. Elinizden de bir şey gelmez, Big Brother çoktan hükmü vermiş, devir onların devri, yaşasın sanal diktalar.
Artık diş çıkaran her çocuk şunu sorgulayabilir sanıyorum, facebook mu alsam my space mi? Ya da hepsi birden, hiçbir şeyi kaçırmamalı insan değil mi?
Facebook şu anda my space'i sollamış durumda. Değeri 16 milyar dolar, Microsoft'un Facebook'u alacağı söyleniyor. Demek ki değeri daha da katlanacak. Biz eğlenirken birileri de fena halde nemalanıyor, yaşasın kapitalizm ve eğlencelikleri.
Bazı beyin göçü edip dönüp herşeyi ben belletirim diyen yeni dönem Türk aydınları facebook'u inanç turizmine benzetseler de bütün bu eğlenceli yanlarına rağmen tamamiyle tüketme üzerine kurulu, adı sosyalleşme ağı. Ha, uzun süredir haber almadığınız, aynı şehirde ya da aynı ülkede bile bulunmadığınız ne kadar seçilmiş insan varsa bulup seviniyorsunuz ama bu yanlızlaşmanızı gidermiyor. Orada da bir kimliğiniz var, sınırılı sayıda "public" ile paylaştığınız. Ha tabi İngilizce bilmeniz gerekiyor. Bu da sizi direkt diğer insanlardan ayırıyor.
Ben tekniğinden anlamam, ama bazı uygulamaların asıl geliştiren ekipten farklı insanların yapıyor oluşu, bu kadar çeşit çeşit, farklı uygulamalar (application) göz almaca, gönül çalmaca yapıyor facebook'a galiba. Sistem hep aynı işliyor aynı anda bir çok kişiye davetiye gönderiyorsun, neymiş bu diye baktığın application denen şeyi, virüs gibi dağıtıyorsun .
Facebook şehir insan evladının merak, hırs, tüketim ve statü dertlerinden beslenen sanal bir oyuncak. Ve insanın çok vaktini alıyor. İlk başlarda bağımlılık yaratan bir etkisi var. Teknik sorunları çok. Ama en önemlisi, henüz bir big brother'a rastlamadım. Yaşasın kökleşmiş kapitalizmin liberal kolları.
Subscribe to:
Posts (Atom)